6 Şubat 2017 Pazartesi

Yeni nesil Dünyamızı kurtarır mı? Nasıl ?

Aydınlandıkça Var Olacağız, Var Olmak için Tasarruflu Kullanmalıyız..
Bir küresel ısınmadır tutturdu gidiyor. Gerçi dışarı çıktığınızda malum havalardan sebebiyet insanın da pek inanası gelmiyor. Peki bu ne demek ? Isınmıyor da bizi mi kandırıyorlar? Ne olmasını bekliyorlar?
Ne yazık ki haklılar, küresel ısınma dile pelesenk olsa da gerçek ve beklenen bir durum. Tech Insider bu konuyla alakalı çalışmasını ele alarak gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımıza kronolojik olarak bir göz atalım:
İlk olarak 2100 ile başlayalım… Evet, sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse. Afrika, Güney Amerika ve Hindistan'ın bazı bölgelerinde yaz aylarında ortalama sıcaklık 45 derece olacak ve bu sıcaklığa bağlı olarak her sene binlerce insan ölecek. Himalayalardaki buzullar eriyecek ve günümüzdeki halinden sadece %30'luk bir bölüm kalacak. Sıcaklık ve nüfusun artmasıyla içme suyuna olan ihtiyaç da artacak. Günümüzde kuraklığın yaşandığı bölgelerde 2100 yılına gelindiğinde susuzluğa bağlı ölümlerin sayısı da artacak. Avrupa Alplerindeki buzullar da tamamen eriyecek. 23. yüzyıla (2200-2299) geçtiğimizde ise 6. kitlesel yok olma noktasına erişeceğiz. Hem denizde hem karada yaşayabilen hayvanlar en büyük vurgunu yiyecek ve gibi 1000'in üzerinde hayvan türünün nesli tükenecek. Yine 23. yüzyılın devamında en büyük felaketlerden bir tanesi yaşanacak.Grönland'ın buzul yapısı ayrılacak ve eriyecek. Bu erime su seviyesinde 6 metrelik bir yükselmeye neden olacak. İklim değişikliği ve küresel ısınma bu hızda devam ederse muhtemelen bu gelişmeler yaşanacak. Tabii bunlar muhtemelen en kötü senaryolar. Fakat bu gidişata dur demek yine bizim elimizdeYenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yaparak, boş arazileri ağaçlandırarak, fabrika bacalarında doğru filtrelendirmeyi yaparak ve insanları bilinçlendirerek bir yerden başlayabiliriz…
Çocuklarımıza düşen payı sorgulamak geliyor aklımıza. Bizler artık hayatın içinde bir şekilde kavruluyoruz ancak tüm bu senaryolarla baş etmek zorunda kalacak olanlar çocuklarımız ve torunlarımız olacak. Şimdi yükümüz daha ağır ve daha önemli. Görevimiz onları hazırlamak.
Tabii ki bu felaket senaryolarını onlara anlatıp ağlamaktan behsetmiyorum, onları öyle bir yetiştirmeli öyle bir örnek olamalıyız ki yukarda yazan tablolar tarihe karışsın. İnanın zor bir görev değil önemli bir görev. Herkes evindeki ışığı bilinçli kullansa bu felaketleri 1000 yıl öteleyebiliriz belki de. Herkes ağaçlandırmanın farkına varsa ve farkına varmakla kalmayıp ağaç dikimine destek olsa, usulsüz kullanımlara karşı çıksa. 1 kişi 2 kişi değil tüm insanlık dikilecek rezidanslara zemin hazırlayan orman yangınları (?) na karşı el ele ağacını , havasını, toprağını korusa.Denizlerde ki hayvan popülasyonunu korumak için biten kola şişelerini atmasa , bir örnek olsun; gofretlerin kağıtları parıl parıl parlamasa. Ben yapsam ne olur önce onlar yapsın demese… Çocuklarımız enerji tasarrufu ve doğa bilincini bizden öğrense..
Zira ‘’ çocuğum ışığı açık bırakmıyoruz  tamam mı güzel yavrum küreselimiz ısınıyor’’ diyip bizler ışıkları açık bıraktığımız da çocuk ne öğrenmiş ne görmüş oluyor bence hepimiz farkındayız. ‘’ Asla onun yanında sigara kullanmam boğulsun mu canım çocuğum!’’ diye bilinç gösterisi yaparken yanlış yakıt kullanımı ile boğulan doğayı önemsememekte ayrı bir ironi olmuyor mu sizce? Çocuğumuz uzun yaşasın isteriz ama uzun yaşayabilmesi için doğal enerji kaynaklarını, doğayı doğru kullanıyor muyuz bir düşünelim. Gereksiz elektronik bağımlılığımız , güneş saatlerini bilinçsiz kullanımımız , ozon tabakasına zararlı parfüm ve deodorantlarımız ve nicesi…  Bu yüzden harekete geçmek için geç değil, gelin çocuklarımıza enerji tasarrufunda bilinçli olduğumuzu yaşatalım. Biz dikkat edelim onlara örnek bir birey gösterelim. Geri dönüşümün nimetlerini sonuna kadar destekleyelim, çöpümüzü ayrıştıralım gereksiz kağıt israfından kaçınalım.  Doğal kaynakların sınırsız olmadığını hiç unutmayalım.
Çocuklarımız için geleceğimizi aydınlatalım. Hala aydınlatacak bir dünya mümkün..

                                                                                                                 
 Büşranur PARLAKTAŞ

17 Kasım 2016 Perşembe

BAĞIŞIKLASAKTA MI SAKLASAK , BAĞIŞIKLAMASAKTA MI SAKLASAK?

BAĞIŞIKLASAKTA MI SAKLASAK , BAĞIŞIKLAMASAKTA MI SAKLASAK?
‘’Bağışıklık sisteminin çocukluk döneminde kuvvetlendirilmesi yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmesi açısından büyük önem taşır. Düzenli beslenmenin yanı sıra, çocukların sağlıklı ortamlarda büyümesi bağışıklık sisteminin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Ancak sağlıklı ortam denildiğinde akla aşırı hijyen ortamlar gelmemeli. Çünkü çocuklar bağışıklık sisteminin gelişebilmesi için çevredeki mikrop ve bakterilere de ihtiyaç duyarlar*’’ diyor kaynaklar. Haklılar, zira astım - alerjik otoimmun hastalıkların ve enfeksiyonların özellikle sosyoekonomik olarak gelişmiş ülkelerde daha sık görülmeye başlanması hijyen hipotezi ile açıklanmaktadır. Hijyen hipotezine göre ortam sterilliği arttıkça bağışıklık sistemi kendine doğru çalışır ve kendine zarar vermeye başlar.


Yeni anne babaların doğumdan itibaren en büyük kaygısı çocuklarının hasta olmasıdır. Bebeklikte geçirilen ateşlenmelerin önemi büyüktür ve kaygı da bu büyüklüğe göre doğru orantılı devam eder, ancak ateşlenme ve hastalıklar çocukluk döneminden itibaren sağlıklı bir yetişkinlikte ihtiyaci durumlardır.


Hayatımız boyunca asgari hijyen gereklidir, ama bunun hiç mikrop kalmayan “sterilizasyon” düzeyine genişletilmesi sağlıklı bir yaşam açısından tamamen yanlıştır.Ellerimiz gün içinde  yıkanmalı, yediğimiz gıdalar sık kontrol edilmeli , sokak gıdalarına temkinli davranılmalıdır ANCAK ellerimiz kızarana kadar yıkamak, yarım saatte bir antibakteriyel jel kullanmak, mikrobu öldürür düşüncesiyle kaynar sularla yıkanmak , sebze ve meyveleri sabunlayarak dezenfekte etmek ,düşen- elleri kirlenen çocuğu karantinaya alarak ayaklı sabun kalıbına döndürmek sağlıklı değildir.OKB(Obsesif Kompulsif Bozukluk) konularından biri olan temizlik takıntısı  bireyin yaşam kalitesini düşürmekle birlikte daha sık hastalanmasına , yoğun kaygı taşımasından dolayı ileri boyutlarda psikolojik sorunlarla mücadele etmesine neden olacaktır. Hastalık hastalığı (hipokondriya) aşırı evham nedeniyle her an bir yerinde hastalık çıkacağından endişe edip doktor doktor dolaşmaktır ve büyük bir sorundur, ancak hasta olmamak için evham ile sürekli sterilize olmakta bir o kadar rahatsız edici süreçtir.
Çocuklarımız düşecek, bitlenecek , yaralanacak,öksürecek,kızamık olacak,suçiçeği geçirecek, toprağın tadına bakmak isteyecek,kışın kara kaş ila göz arasında dilini dokunduracak ,tırnaklarının arası kararacak,burnu akacak,patates yediği minik elleri belki başına ufak bir masaj yapacaktır :D Sorun bunları yapması değil, yapmamasıdır..

Bu yüzden  çocuklarımız için;
Özellikle öz bakım aşamaları olan yemekten önce ve yemekten sonra el yıkamaya,
Tuvalet ihtiyacını karşılamadan önce ve sonra el yıkamaya,
Hafta içinde düzenli vücut temizliğinin yapılmasına,
Temiz olduğu bilinen suları tüketmesine,
Aşırı kirli/mikrobik ortamlarda vakit geçirmesini engellemeye,
Yediği gıdanın iyi yıkandığından ve bozulmamış olmasına  dikkat etmeye,
Pas faktörlü yaralanmalarda ve açık yara durumlarında gerekli müdahaleyi olmaya,
GEREKTİĞİ kadar vitamin takviyesi alıp, GEREKLİ durumlarda doktor kontrolünde ilaç kullanmaya özen göstererek,
Kontrolü sağlayacak tedbirlerle çocuğun hasta olmasına müsaade etmek ile sağlıklı bir bağışıklığı sağlamış oluruz..
Biraz öksürüklü,biraz eli çamurlu çocuklarla bu dünya güzel..
Bağışıklığı kuvvetli , Sağlıklı nesiller dileğiyle..
                                                                                                                        

       Eğitim Koordinatörü&Çocuk Gelişim Danışmanı 
                        Büşranur PARLAKTAŞ

Bir bilmece : Çok kullanırsan az fayda , öz kullanırsan çok fayda ?

Bir bilmece : Çok kullanırsan az fayda , öz kullanırsan çok fayda ?
Televizyon J
Tüm annelerin babaların şikayet ettiği ancak evimizden çıkmayan, uçak gibi uçan kaşıkların fayda etmediği anlarda beslenme aracı olan, kulağımızın sesi, gözümüzün alışkanlığı televizyon.
Her sene 21 Kasımda dünya genelinde Televizyon Günü kutlanıyor. Hemde Birleşmiş Milletlerin aldığı kararla 99 yılından bu yana..  Peki bu şikayetleri bitmeyen, evin en özenli dantelini hak eden kara kutu bu kadar zararlı mı?
Kullanım şekline göre. Televizyon kitle iletişim araçları içinde  en uzun soluklu olan ve popüler bir araçlardan bir tanesi.Haberler, gündem başlıkları, belgeseller, faydalı yayınlar bir yana müzik,sanat, dans, spor ve diğer branşları bize sunarak hayatımızda şekillendirmeler yapıyor.  Bir çocuğun ekrana bakma süresi kadar yetişkinin de bir kısıtlaması olduğunu varsayarsak ve faydalı programları takip edersek televizyon yegane zaman geçirme yardımcımız oluyor. Hızla akan hayatın içinde takip edemediğimiz bir çok olaya ulaşacak,Önlem, teşhis, tedavi sürecinde öğretici  olacak seçenekler ve öğretiler sunuyor..
Peki çocuklar televizyon karşısında ne kadar süre kalmalı?
Uzmanlara göre televizyon kültüründen uzaklaşamayan bir aileseniz , çocuğa uygun ve eğitici yayınlar dahi olsa 3 yaş öncesi hiç izlememek kaydıyla , aralıksız izleme süresi 20 ila 30 dakika arasında değişmektedir. Derlemeler sonucunda ise her araştırma gibi bu araştırmanın da kısıtları olsa da önerilen günlük ekran zamanları şöyle:
– 0–3 yaş: HİÇ
– 3–7 yaş: 0.5–1 saat
– 7–12 yaş: 1 saat
– 12–15 yaş: 1-1.5 saat
– 16+ yaş: 2 saat
Nedeni ise aralıksız yayın kuşaklarının beyinde takip etme ve algılama merkezilerini devre dışı bırakıp, bilinç altı mekanizmalarına yollanan iletiler ile fonksiyonları ciddi ölçüde etkilemesi. Onun dışında yetişkin /şiddet/ cinsellik / ayrımcılık içeren programlardan bahsetmek bile ürkütücü. Bunlara 3 dakika dahi maruz kalan küçük beyinlerin öğrendiği davranış şekilleri değiştirilemez boyutlarda olmaktadır.  Özellikle zaman geçirme, sakinleştirme, yemek yedirme, bakıcı bakımındaki çocukların gün içinde izledikleri yayınların zararları ve ekran sürelerinin ileriye dönük ne yazık ki özrü olmamaktadır.
 Yinede Dünya Televizyon Gününde bir farklılık yapıp , hem yetişkinler olarak hem de çocuklarımız için günlük televizyon izleme saatimizi belirleyebilir, bu saatler dışında aktivite tabloları hazırlayabilir, beraber izlenecek yayınlar hakkında ön araştırmalar yapabiliriz. Uzmanlar özellikle çocukların televizyonu ısrarla yakın mesafeden izlemek istediklerini belirterek ,ideal olan televizyon izleme mesafesinin çapraz olarak ölçülen ekran boyutunun 2 ila 5 katı uzaklığında olmasını öneriyor. Bu detaya da özen göstererek  televizyon farkındalığımızı bir rutin haline getirip hem kendimizin hem de çocuklarımızın sağlığını önemli ölçüde koruyabilir, yaratıcı, düşünen, bağımsız, vaktini güzel değerlendirebilen, okuyan bireyler yetiştirebiliriz.
                                                                         
                                               Çocuk Gelişimci & Eğitim Koordinatörü

                                                         Büşranur PARLAKTAŞ

11 Kasım 2016 Cuma

Çocuklarda Mahremiyet Eğitimi.

Bir çocuğa sahibiz, erkek ya da kız fark etmez. Bir çocuğa sahibiz.. Kötünün , kötülüğün ne olduğunu bilmez  gelen tehlikelere set çekemez..
Bu yüzden dünyanın kötülüğüne müdahale edemiyorsak tek kalıcı çözüm kendi yetiştirdiğimiz bireylere müdahale etmek.
·         İyi bireyler yetiştirmek
·         Kendini koruyabilen iyi bireyler yetiştirmek
Elbette ki biz bilinçli ailelerin yetiştirdiği , yetiştirmek istediği çocuklar dünya üzerindeki tüm gül kokularına sahip, saf, temiz  çocuklardır. Ancak kokusunu almaya çekindiğimiz, elimize kıymıklar bata bata büyüttüğümüz, toprağına kendi  can suyumuzu kattığımız çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
Öncelikle, çocuklarımıza kendilerini tanımaları için fırsat sunacağız.
Kendi vücudunu, hoşlandığı hoşlanmadığı davranışları tayin etmesini isteyeceğiz. Vücudunun ona ait olduğunu, özel olduğunu, anne ve babası da dahil olmak üzere yalnızca izin verdiği insanların dokunmasını öğütleyeceğiz. Anne ve babası da. Evet.. Çoğu kaynakta ‘’ailesi dışındaki yabancılar’’ yazar. Hayır. Bir çocuk kendini ve etrafında olan biteni  anlamaya başladığı anda sizde onun sınırlarına saygı duymalı,saygı duyarak ona rol model olmalısınız. Severken, kızarken, oyun oynarken cinsel organlarına temas etmemeli(anormal gıdıklama,sıkma,vurma,sevme,göstermesini isteme) , bu organların isimlerini argo ile bütünleştirip söyletmemeli, bununla eğlenmemeli, ulu orta ortamlarda teşhir etmemeli ve bu özel bölgeler üzerinden tehdit etmemelisiniz (altına kaçırırsan yakıcam poponu artık!) Annelik ve babalık  çocuğunuzun alanlarına sınırsız karışma hakkını vermez zira. Siz en tehlikesiz , en samimi,en yakın, en güvenli rehbersinizdir hayatında.. Bunu asla unutmamak gerek..
Peki kendimiz rol model olduktan sonra bu çözüm yeterli mi? Hayır.. Çocuğumuzun olmazsa olmaz sınırlarına rehberlik etmemiz , ona öğretmemiz gerek;
*Siz onu çepeçevre sarıp hep yanında olamazsınız. Ona siz olmadığınızda da hangi bölgelerinin özel hangi davranışların doğru hangi davranışların yanlış olduğunu söyleyin. Yanlış davranışta bulunmak isteyen kişilere karşı kendini nasıl savunması gerektiğini anlatın ..
Evet Zeynep, benim sahip olduğum gibi senin de bir vücudun var. Ayrıca vücudumuzda özel bölgelerimiz var. Bu bölgelerimize yalnızca ben ve baban senle konuştuktan sonra görebilir dokunabiliriz(özel bölgeleri onunla birlikte sayın). Ancak bir başkasına göstermen,ellemesi,dokunması ya da sana göstermesi ve dokunmanı istemesi doğru değil Ancak bizi izin verdiğimiz kişiler ile ve seni iyileştirmek isteyen doktorlar  özel bölgelerini inceleyebilir.
Bir arkadaşın saçlarını beğendiği için saçlarına dokunmak ister zaten saçlarını dışarıda herkes görebiliyor ancak eteğini kaldırmanı istediğinde ona lütfen bunun doğru olmadığını, özel bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinin yanlış olduğunu söyle.Eğer yabancı biri bunu isterse lütfen ona da yanlış olduğunu ve hemen bizi çağıracağını belirt. İnsanlara bağırmak güzel bir davranış değil ama bazen sesini duyurabilmek için sesini yükseltirsin.Lütfen sende o an büyük bir çığlık at ve seni bulmamızı sağla.
*Onun yanında soyunmayın ve ona danışmadan onu soymayın.
*Aynı banyoda yıkanmayın, ve onu yıkarken giysilerini çıkardığınızda ona bu adımları belirtin.
Evet Ali şimdi banyo zamanı, lütfen kıyafetlerini kendin çıkar , yardıma ihtiyaç duyarsan bana seslen. Rahatsız hissedersen iç çamaşırlarını çıkarmayabilirsin ( 4 yaştan itibaren önerilir).
*Kendi odasında kalmalı kendi yatağında yatmalı. Anne,baba,kuzen,dayı,amca,teyze yatağı kimlik gelişimi açısından güvenli bir yatak değildir.
*Oynadığı oyuncakların kadın ya da yetişkin erkek imajı taşımaması gerekir. Barbie , Winx gibi bebekler çocuktan ziyade sexüel kadın imajları taşırlar.
*izlediği kanallarda yayınlar çıplaklığı normalleştirmemeli , kendi çıplak videoları çekilmemeli başkalrıyla paylaşılmamalıdır. Sosyal medya kanallarında çocuğunuzun her anını ve özel anlarını  paylaşmak tahmin ettiğiniz kadar masum ve zararsız olmayabilir. Pedofili ( çocuk ve bebeklere cinsel haz duyan kişi) oranı yüksek toplumlarda bu durum daha risklidir.
*Giydiği kıyafetler kullandığı aksesuarlar yaşına uygun olmalı, abartı ve yetişkinlikten uzak olmalıdır.Hava çok sıcak dahi olsa sosyal ortamda özel alanlarını kapatan rahat kıyafetler tercih edilmelidir.
*Çocuğun kendi özel alanlarına nasıl kuralları varsa bir başka çocuğunda bu kurallara sahip olduğunu ve dikkat etmesi gerektiğini bilmeleri gerekir.
*Mahremiyet eğitimi verirken gereksiz evhamlardan ve aşırı yinelemelerden kaçınmalı, çocuğun ilgi ve alakasını özel bölgelere yoğunlaştırmamalıyız. Çocuğumuzu korumak isterken sosyal fobi oluşturmak dönüşü olmayan stres ve kaygı bozukluklarına sebebiyet verebilmektedir..
ACI GERÇEKLER…
Yanında cinsel içerikli küfürler edilen çocuklardan bunu öğrenmemelerini beklemeyin..
Henüz kendi doğru ve tercihlerini geliştirememiş çocukların yanında aşırı müstehcen ve sexüel kıyafetler tercih eden çocuklardan kendi kıyafet sınırlarını korumasını beklemeyin..
‘’Göster amcalara pipini, hanimiş kızım minişleri ‘’ gibi korkunç muamelelere maruz kalan çocuklardan mahremini korumayı beklemeyin..
Kızdığınızda ceza olarak cinsel organına vurulan  çocuklardan  saldırgan cinsellik  davranışlarının olmamasını beklemeyin...
Yetişkin gibi giyinen, yetişkin sınırları içinde olan çocuklardan erken ergenlik ve cinsel dürtülerin olmamasını beklemeyin..
Sizler onun en doğru rehberi iken, mahrem alanlarına isteği dışında dahil oluyor, özelini insanlar ile paylaşıyorsanız ondan kendini korumasını beklemeyin…
Mahremiyet eğitimi yalnızca kız çocuklarına ait değil, aynı zamanda erkek çocuklarına da ait bir konudur.
Kız çocuklarımıza nasıl bunun önemi anlatılıyorsa erkek çocuklarımıza da aynı oranda anlatılması gerekir. Ataerkil bir toplum olmamızdan kaynaklanan ve erkek egemenliği/sınırsızlığından meydana gelen birçok sorunun başında olan taciz , yalnızca kız çocuklarına değil erkek çocuklarının da başına gelmektedir. Kız çocuklarımıza da korunmayı ve korumayı anlatmalı, erkek çocuklarımıza da  korunma ve korumayı anlatmalıyız.
Toplum yalnızca tek bir cinsten oluşmuyor zira… Kız kadar erkek , erkek kadar kız önemli bu hayatta.
Ve biz değiştiremiyorsak bu kötü gidişatı, yetiştirdiğimiz bireyler değiştirir mutlaka…
Sevgi ve Saygılarımla

Çocuk Gelişimci & Eğitim Koordinatörü

Büşranur PARLAKTAŞ

Ne zor şeymiş yahu çocuklara sevgiyi öğretmek... Acaba?

YERLİ .. 1 KELİME .. İÇERİDEN..

    Türlü türlü şey gelir insanın aklına.. Çok genişmiş kapsamı deriz ama tahmin etmeyiz cevabın ‘sevgi’ olduğunu..
Genlerimize serpilmiştir hissiyatı yerlidir bu yüzden, tanırız. Tek bir kelime yeterlidir onu anlatmak için rahatlarız. İçimizden en derinden gelen bir sorumluluktur sahip olmak bu yüzden hassasız.. Sevgi işte bu kadar içimizden gelirken neden hala dünya kötü bir yer diye sorarız..
İşte bu yüzden biz çocuklarımıza ilk olarak ‘sevginin’ ne olduğunu anlatmak , yaşatmak istiyoruz.
      Yalnızca insana mı duyulur bu sevgi? Hayır.. Gelişimsel olarak önce kendimize yani ‘’ben’’e. Özellikle 2-3 yaşta ‘ben’i severiz. Hatta hayran kalırız. O kadar kusursuz bir sevgidir ki davranışlarımız değişir , inatlaşırız. Bu yaşta oyuncaklarımız çok kıymetlidir artık hatta birinin ‘ver de şu şapkanı bir de ben takayım’ demesi felakettir. Nasıl yani? Benim şapkamı.. benden başka biri mi takacak?!  İşte koltuk altında oyuncağını  saklayarak ,bakışları tedirgin, her an bir tehlike var edasıyla vücudunu oyuncağına siper etmiş kahraman çocuklarımızın tek mücadelesi sevdiği oyuncağının alınmaması, sevgiden mahrum kalmamasıdır.. Nesne sevgisi yoğun yaşanır.. İnsana bağlanmanın yanı sıra nesnelere bağlanmalar yaşanır..
    3-6 yaşta ise farklı bir korku başlar.. Kızlar babayı kaybetmekten korkarken erkeklerin anneye düşkünlüğü hat safhadadır.
‘’ Ne oldu yahu bu çocuğa? Benle yatıyor benle kalkıyor. Bir çocuğu sokakta sevsem dudaklar hemen büzüşüyor hele annesine/babasına sarılmaya kalksam ortalık kızılca kıyamet.. ‘’ cümleleri gelir kulağımıza gelir. Biliriz ki bu dönem elektra ve oedipus komplekslerine aittir. Anneye ve babaya olan sevgimiz o kadar yoğundur ki cinsiyet karmaşasında işleri biraz zorlaştırır.. Elbette çözülecektir ancak çocuklarımızın tüm derdi yine sevgi ve sevdikleridir..
    İşte bizde, çocuklarımızın tüm ihtiyacının oyun ve sevgi olduğunu bilerek bunu temel almalıyız. Onları ve ihtiyacı olan sevginin türlerini tanımalıyız. Yalnızca insana değil, nesnelere, sınıfımıza, ailemize, büyüklerimize, küçüklerimize, hayvanlara, bitkilere, güzel ülkemize, değerlerimize,doğaya..güneşe..aya..yağmura..buluta.. ‘’Biz’’e  ait olana ve ‘’Biz’’e ait olmayana saygı duymayı sevgi göstermeyi tohumlarımızın arasına sıkıştırmalı büyütmeliyiz..
Bir hayvanın başını okşayarak hayvanlara ,
Bir çiçeğe su vererek,yaprağını okşayıp günaydın diyerek bitkilere,
Sabahları yolda gördüğümüz kişilere selam vererek insanlara,
Sokakta gördüğümüz bir çöpü kutusuna atarak doğaya ,
Oynadıktan sonra yerine güzelce koyarak ve kırmadan oynayarak oyuncağımıza(nesnelere) ve üzerindeki emeğe,
 sevgi göstermeyi öğreterek ,diğer tüm basit ama önemli adımlarla dünyada ki en önemli işimizi yapmalıyız..
Çocuk yetiştirmek için ruhumuzu büyütmeliyiz. Çünkü büyük bedenlerdeki küçük ruhlar kaybolurken küçük bedenlerdeki büyük ruhlar bizi koruyacaktır..Bunun için en önemli besin kaynağı sevgiyi öğretmektir. Sevgi nedir? Neden seviyorum? Neden sevmiyorum? Diye sorabilmektir..
Sevginin hüküm sürdüğü bir dünyada, tüm kötü giden işlerin yeni gelen nesilin ruhuyla beslenmesi temennisiyle;
Sevgi ve Saygı dilerim..

Çocuk Gelişimi Danışmanı
Büşranur PARLAKTAŞ

24 Ekim 2016 Pazartesi

Anaokulu ---- Ana okulu

Ana okulu .. Anaokulu..

    Anne baba olmak, yavrunuzu hissettiğiniz an güçlü bir hisle mutluluğun içinde kavrulmaktır. Korkmadıklarınız artık korktuklarınız, daha önce görmedikleriniz şimdi hep karşınıza çıkanlar olur.
    Bazen, " çocuğum olsun ben bu hatayı yapmam "dediğimiz şeyler olur ama yaparız , bazen ise kesinlikle şuna dikkat edeceğim diyip ,dayanamayıp toleranslar gösteririz. Anne baba olmak bunun hiç bir kötü niyetle yapılmadığını anlatmak için apaçık yeterlidir ancak, ana yüreği, baba hatrı ev eğitiminin en yaramaz oyunbozanıdır 🙂

   İşte burada anne ve babaların imdadına okullar koşar. İyi seçilmiş bir okul, size olması gerekeni en güzel yolla vereceğini temin eder. Çocuğunuz için en iyisini araştırır, oluşturur,değerlendirir ve gerekirse yeniler, dener, usanmaz, öğrencisinin problemi kendi problemidir. Zamanla yarışır, Pedagojik olanı yaşatır.

    Eğitimciliğin verdiği güç ve donanım ile, toleranslar yerine sabrı ve yeniliği kullanır. Zorlansa da çözüm yolunun inceliklerini kazanır çünkü neden yaptığını bilir.
    Bu yüzden, çocuğumuzu emanet ettiğimiz okul ne kadar önemliyse bir o kadar da okulumuza güvenmemiz önemlidir. İdaresinden, temizlik hizmetine, mutfağından , bahçe işlerine , sınıftaki pencerelerin açısından, yerdeki zeminin rengine, duvarda kullanılan boyadan , oturduğu halının desenine ve geri kalan tüm herşeye çocuğu katan , çocuk için çalışan bir okula güvenmemiz en önemli iyiliğimizdir.

    Tüm kötü örnekler sergileyen ve amacının ne olduğu belirsiz kurumların aksine ,hala çocuk için ayakta duran ve aldığı her nefeste çocuk için çalışan okulların devamı yalnızca ve yalnızca değerli velileri ,onların işbirlikleri ve destekleri ile mümkün olacaktır.

 Anlamak ve anlaşılmak.
 Dinlemek ve dinlenilmek.
 Sabretmek ve güvenmek
Öğrenmek ve öğretmek..

 Bu kadar kolay iken aksi yalnızca yetişkinleri değil çocuklar için de zarar demektir. 
Bu yolda bizimle olduğunuz için ve çocuk eğitiminin uzmanları olan bizlere güvendiğiniz için yürekten teşekkür ederiz. Ana baba okulundan, anaokuluna çocuklarımız ruhumuz, 
Anlayışımız huzurumuzdur. Huzurumuza ortak olan anne babalara sahip olmak yegane gururumuzdur                                                                                          Büşranur PARLAKTAŞ
                                                                                         İpekböceği Anaokulu
                                                                          Eğitim Koordinatörü & Çocuk Gelişimci

17 Eylül 2016 Cumartesi

Çocuklarda ameliyat. Anne babalar ne yapmalı? Operasyon bilgisi nasıl olmalı...

ÇOCUĞU OPERASYON/AMELİYAT GEÇİRECEK ANNE VE BABALARA ..
Doğadaki her canlı gibi insanoğlunun da hayatında bazı cerrahi müdahaleler gerektirecek kazalar hastalıklar gelebilir. Bakın farkındaysanız ilk cümlemde ‘’ sonu ölümle de bitebilecek bazı kanlı ameliyatlar yaşayabiliriz’’ gibi dramatik ve pesimist bir cümle kullanmıyorum.
Neden?
Çünkü bu makalemi anne babaların yani yetişkinlerin okuyacağını biliyorum. Bu yüzden önce sizin bu durumu ‘’ dramatik’’ tablodan çıkarmanızı istiyorum.
Çocuğunuz bazı zaruri durumlardan ameliyat olacak.
Evet ne mutlu ki ameliyat olabileceği bir dönem ve toplumdasınız.
Evet ne mutlu ki ameliyat olabileceği bir hastalığa sahipsiniz.
Ve hayır, lütfen çocuğunuza ucunda dönüşü olmayan asker uğurlaması merasimleri yapmayın..
Onu öldüren,yaralayan, korkutan siz oluyorsunuz.
Ne yapabiliriz?
1.      Ameliyat hakkında ne kadar bilmek istiyorsa o kadar ve  yaşına uygun ifadelerle cevaplar verebiliriz.
*(Diş ameliyatı/anestezili) Anne ne yapacaklar bana?
-Dişin ağrıyor çünkü içerde büyük bir çürük var. Gözlerini kapatmadan da o çürüğü alabilir ya da dolgu yapabilirdik ama henüz hazır hissetmediğini bize söyledin.O yüzden bizde senin hiçbir şey hissetmeyeceğin  bir yöntem bulduk. Bir ilaçla orası tamamen uyuşacak ve hiçbir şey hissetmeyeceksin. Hatta oraya dokunmanı isteyebiliriz senden ama dokunduğunu fark etmeyeceksin.Sen ne olduğunu anlayana kadar çürüğü temizleyip iyileştireceğiz. O sırada uyuyup dinlenebilirsin bile.
*Çok acıyacak mı?
- Hayır.Temizleme sırasında hiç canın acımayacak.Ancak verdiğimiz ilaç bir süre sonra etkisini kaybedebilir.O sırada hafif ağrıların olabilir. Ama emin ol çürüğünün verdiği acı kadar olmayacak.
*Doğru bilgiler verin. Abartıdan uzak durun.*

2.Çocuğunuz soru sormuyorsa siz yeni bir ortam hazırlayıp ‘’merak ettiğin bir şeyler var mı’’ diye sorabilirsiniz.

3.Çocuğun karşısında kaşlarınızı ‘Küçük Emrah’ moduna geçirmeyerek ve gözlerinizi doldurmayarak konuşmanız en önemli kriterdir. Yumurta çırparken, elma dilimlerken bu konuşmayı yapabilir en rahat ifadelerinizi kullanabilirsiniz.

4.Ameliyattan veya önce bir ödül koymanız gerekmiyor. Bu, bu durumun korkunç bir şey ve ancak ödülle ittirilecek bir şey olduğunu çocuğa iletir. Ancak öncesinde çocuğunuzla rahatlatıcı etkinlikler oyunlar geziler planlayabilirsiniz. ‘Senin temizleme/dolgu işin bittiğinde ben yanında olacağım ilk beni göreceksin. İşimiz erken bitsinde çıkışta güzelce eğlenelim uzun zamandır xxx e gitmek istiyordum vaktimiz kalırsa oraya gidelim ne dersin?’ gibi ona ödül olmayan ama aslında onu etkileyecek etkinlikler tasarlayabilirsiniz.
5.  Eğer ameliyat günü çok uzak ise çok öncesinden bilgi vermek psikolojik olarak rahatsız edici olabilir. Çocuğunuz o gün gelene kadar saldırgan, endişeli tavırlar gösterebilir. Operasyondan birkaç gün önce bilgi vermek uzmanlarca daha sağlıklıdır.

6.0-6  yaş grubunu ilk 10 gün refakatçısız bırakmayın. Geceleri  mutlaka hastanede yanında olun.

7.Ben sana kurban olurum, ölürüm sana, sakın ağlama annem , geçecek, bitti bak , canın çok mu acıyoğğ, sana geleceğine bana gelsin gibi cümlelerle anlaşılmayan ifadeler sergilemeyin. Çocuğunuzu kırılgan bir vazo muamelesi yapmayın. Yalnızca operasyon geçirdi, temiz ve steril tutmak , yasaklı hareketlerden kaçınmak , ağrısını kontrol etmek gerekiyor. Yalnızca bunları hazırlayın, gergin olmayın ve çocuğunuzu da stres dolu davranışlarla yormayın.

8.Diğer çocuklarınızın fark edeceği davranış değişiklikleri ( kayırma, üstün tutma vs.) yapmayın. Özellikle bu dönemde diğer kardeşler operasyon geçiren çocuk kadar hassastır ve ilgi ister.
Ona kardeşleriyle birlikte yardımcı olabilir kardeşlik bağlarını güçlendirebilirsiniz.

Tüm bunları yapmanıza rağmen elbette çocuğunuz hala süreçten korkabilir endişelenebilir.
Lütfen metanetinizi koruyun ve sakin olmayı elden bırakmayın.
Onu anladığınızı, onu hissettiğinizi , yaptığınız ve yapılacak tüm işlemlerin onun mutluluğu ve sağlığı için olduğunu belirtiniz.
‘’Seni anlıyorum, canının yanmasından korkuyorsun.’’
‘’Oraya uzanmak seni endişelendiriyor olmalı, anlıyorum’’
‘’Tüm bu işlemler senin daha rahat olman ve acı çekmemen için ‘’
‘’bu konuda endişelenmen beni de üzüyor, ancak senin daha sağlıklı olacağını düşündükçe mutlu oluyorum ve sabırsızlanıyorum’’
Gibi cümleler işinize bir nebze daha yardımcı olabilir. Ancak;
 Bunda korkacak bir şey yok, boşuna ağlıyorsun, boşuna korkuyorsun, hiç canın acımayacak işte, bak şunun kızı ne güzel olmuş çıkmış hiç ağlamamış, ne kadar büyüttün! .. gibi cümleler çocuğunu rahatsız edecek ve ifadelerini kısıtlayacaktır.

Önce kendi huzur ve dirayetinizi stabil tutup daha sonra çocuğunuzla iletişime geçmenizi önerir , sağlık ve mutluluk dilerim.

Geçmiş Olsun.


Çocuk Gelişimci

Büşranur PARLAKTAŞ