Aydınlandıkça Var Olacağız, Var Olmak için Tasarruflu Kullanmalıyız..
Bir küresel ısınmadır
tutturdu gidiyor. Gerçi dışarı çıktığınızda malum havalardan sebebiyet insanın
da pek inanası gelmiyor. Peki bu ne demek ? Isınmıyor da bizi mi kandırıyorlar?
Ne olmasını bekliyorlar?
Ne yazık ki haklılar, küresel ısınma dile pelesenk olsa da
gerçek ve beklenen bir durum. Tech Insider bu konuyla alakalı çalışmasını ele
alarak gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımıza kronolojik olarak bir
göz atalım:
İlk olarak 2100 ile
başlayalım… Evet, sıcaklık artışı bu şekilde devam ederse. Afrika, Güney Amerika ve Hindistan'ın bazı bölgelerinde yaz
aylarında ortalama sıcaklık 45 derece olacak
ve bu sıcaklığa bağlı olarak her sene binlerce insan ölecek. Himalayalardaki buzullar eriyecek ve
günümüzdeki halinden sadece %30'luk bir
bölüm kalacak. Sıcaklık ve nüfusun artmasıyla içme suyuna olan ihtiyaç da
artacak. Günümüzde kuraklığın yaşandığı bölgelerde
2100 yılına gelindiğinde susuzluğa bağlı ölümlerin sayısı da artacak.
Avrupa Alplerindeki buzullar da tamamen
eriyecek. 23. yüzyıla (2200-2299) geçtiğimizde ise 6. kitlesel yok olma
noktasına erişeceğiz. Hem denizde hem karada yaşayabilen hayvanlar en büyük
vurgunu yiyecek ve gibi 1000'in üzerinde hayvan türünün nesli tükenecek. Yine 23. yüzyılın devamında
en büyük felaketlerden bir tanesi yaşanacak.Grönland'ın buzul yapısı
ayrılacak ve eriyecek. Bu erime su seviyesinde 6 metrelik bir
yükselmeye neden olacak. İklim değişikliği ve küresel ısınma bu hızda
devam ederse muhtemelen bu gelişmeler yaşanacak. Tabii bunlar
muhtemelen en kötü senaryolar. Fakat bu gidişata dur demek yine bizim
elimizde. Yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım yaparak,
boş arazileri ağaçlandırarak, fabrika bacalarında doğru
filtrelendirmeyi yaparak ve insanları bilinçlendirerek bir yerden
başlayabiliriz…
Çocuklarımıza düşen payı sorgulamak geliyor aklımıza. Bizler
artık hayatın içinde bir şekilde kavruluyoruz ancak tüm bu senaryolarla baş
etmek zorunda kalacak olanlar çocuklarımız ve torunlarımız olacak. Şimdi
yükümüz daha ağır ve daha önemli. Görevimiz onları hazırlamak.
Tabii ki bu felaket
senaryolarını onlara anlatıp ağlamaktan behsetmiyorum, onları öyle bir
yetiştirmeli öyle bir örnek olamalıyız ki yukarda yazan tablolar tarihe
karışsın. İnanın zor bir görev değil önemli bir görev. Herkes evindeki ışığı
bilinçli kullansa bu felaketleri 1000 yıl öteleyebiliriz belki de. Herkes
ağaçlandırmanın farkına varsa ve farkına varmakla kalmayıp ağaç dikimine destek
olsa, usulsüz kullanımlara karşı çıksa. 1 kişi 2 kişi değil tüm insanlık
dikilecek rezidanslara zemin hazırlayan orman yangınları (?) na karşı el ele
ağacını , havasını, toprağını korusa.Denizlerde ki hayvan popülasyonunu korumak
için biten kola şişelerini atmasa , bir örnek olsun; gofretlerin kağıtları
parıl parıl parlamasa. Ben yapsam ne olur önce onlar yapsın demese…
Çocuklarımız enerji tasarrufu ve doğa bilincini bizden öğrense..
Zira ‘’ çocuğum ışığı açık bırakmıyoruz tamam mı güzel yavrum küreselimiz ısınıyor’’
diyip bizler ışıkları açık bıraktığımız da çocuk ne öğrenmiş ne görmüş oluyor
bence hepimiz farkındayız. ‘’ Asla onun yanında sigara kullanmam boğulsun mu
canım çocuğum!’’ diye bilinç gösterisi yaparken yanlış yakıt kullanımı ile
boğulan doğayı önemsememekte ayrı bir ironi olmuyor mu sizce? Çocuğumuz uzun
yaşasın isteriz ama uzun yaşayabilmesi için doğal enerji kaynaklarını, doğayı
doğru kullanıyor muyuz bir düşünelim. Gereksiz elektronik bağımlılığımız ,
güneş saatlerini bilinçsiz kullanımımız , ozon tabakasına zararlı parfüm ve
deodorantlarımız ve nicesi… Bu yüzden
harekete geçmek için geç değil, gelin çocuklarımıza enerji tasarrufunda
bilinçli olduğumuzu yaşatalım. Biz dikkat edelim onlara örnek bir birey
gösterelim. Geri dönüşümün nimetlerini sonuna kadar destekleyelim, çöpümüzü
ayrıştıralım gereksiz kağıt israfından kaçınalım. Doğal kaynakların sınırsız olmadığını hiç
unutmayalım.
Çocuklarımız için geleceğimizi aydınlatalım. Hala
aydınlatacak bir dünya mümkün..
